Macera ve Fantastik Masallar

Defne ve Zamanın Kayıp Saati

📅 👁 169 görüntülenme 🕑 10 dk okuma
Defne ve Zamanın Kayıp Saati
Defne, küçük bir sahil kasabasında yaşayan, kıvırcık saçlı, meraklı mı meraklı bir kızdı.
Ama bir sorunu vardı: Zamanı hiç yetmiyordu.

Annesi derdi ki:
— “Defne, ödevlerini bitirdin mi?”
Defne hemen cevap verirdi:
— “Ama anne, oynayacak zamanım yok ki! Ödevler hiç bitmiyor!”

Oyun oynarken de söylenirdi:
— “Keşke zaman dursa, hiç bitmese!”

Bir gün, yağmurlu bir öğleden sonra, Defne dedesinin evine gitti. Dedesinin tavan arası, eski sandıklar, tozlu kitaplar ve unutulmuş eşyalarla dolu küçük bir hazine gibiydi. Dede her zaman:
— “Oraya dikkatli çık, her eşyanın bir hatırası var,” derdi.

Defne, tavan arasına çıktığında gözüne köşede duran, üstü örtülü bir kutu takıldı. Kutunun üzerinde solmuş harflerle şunlar yazıyordu:

“ZAMANIN SAATİ – KIRMA, KURCALA, DİKKATLİ OL.”

Defne’nin merakı bir anda kabardı.
— “Yani… Sadece içini görmek istiyorum,” dedi kendi kendine.

Kutuyu yavaşça açtı. İçinde yuvarlak, ağır, eski bir masa saati vardı. Gövdesi metaldi ama üzeri zarif yıldız motifleriyle süslenmişti. Saatin tam ortasında minik bir kum saati figürü vardı ve akrep ile yelkovan, kum taneleri gibi parlayan ışıklarla ilerliyordu.

Defne fısıldadı:
— “Vaaay… Ne kadar güzel…”

Saatin arkasında küçük bir yazı daha vardı:

“ZAMANI YÖNETMEK İSTEYENE, ÖNCE SABIR ÖĞRETİR.”

Defne bu cümleyi pek anlamadı ama önemsemedi.
— “Acaba biraz kurarsam daha da parlak olur mu?” diye düşündü.

Saatin yan tarafında küçük bir düğme ve uzun bir anahtar deliği vardı. Düğmeye hafifçe dokundu.

O anda saatin içinden altın renkli bir ışık fışkırdı.
Tık… tık… tık… diye normal akışında ilerleyen tik-tak sesleri bir anda hızlandı:

TIKTIKTIKTIK!

Defne’nin gözleri büyüdü.
Sonra… her şey bir anda durdu.

Tavan arasındaki toz zerreleri havada asılı kaldı.
Pencerenin dışındaki yağmur damlaları, gökyüzünde donmuş minik kristaller gibi havada duruyordu.

Defne nefesini tuttu.
— “Ne oluyor?”

Sonra zaman, aniden ters yöne doğru akmaya başladı. Yağmur damlaları yukarı çıktı, dışarıdaki kedinin miyavlaması geriye sarılmış gibi “vooom” diye tuhaf bir sese dönüştü.

Defne korkuyla saati kapatmaya çalıştı ama geç kalmıştı.

O günün akşamı kasabada garip şeyler olmaya başladı.

Bazı evlerde sabah alarmları gece yarısı çalmaya,
okul zili derste değil, teneffüste ötmemeye,
fırındaki poğaçalar ise pişmeden yanmış gibi çıkmaya başladı.

Kasabanın meydanındaki saat kulesi bile kafayı yemişti:
Bazen 13:72 gösteriyor, bazen 00:00’da kalıyordu.

Ertesi gün okulda öğretmenleri Ayla Hanım içeri girip:
— “Çocuklar, bugün hangi gündeyiz?” diye sorduğunda sınıf bir ağızdan bambaşka cevaplar verdi.

— “Pazartesi!”
— “Hayır perşembe!”
— “Bence cumartesi!”

Defne panikledi.
“Bu kesin o saat yüzünden…” diye düşündü.
Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.

En yakın arkadaşı Efe, Defne’nin yüzündeki korkuyu fark etti:
— “Ne oldu Defne? Sanki bir şey biliyorsun.”

Defne derin bir nefes aldı.
— “Sana bir sır anlatacağım. Ama sakın kimseye söyleme…”

Teneffüste okul bahçesindeki büyük çam ağacının altına oturdular. Defne, tavan arasındaki saati, ışıkları ve değişen zamanı hepsini anlattı.

Efe, gözleri parlayarak dinledi:
— “Yani… zamanın saati senin evde mi?!”
— “Evet… sanırım… biraz bozdum.”

Efe gülümsedi:
— “O zaman düzeltiriz. İkimiz de video oyunu tamir etmiş insanlarız sonuçta.”

Defne bu cümleye gülmekle ağlamak arasında kaldı.
— “Bu, oyun kolundan biraz daha ciddi, Efe…”

Yine de birlikte karar verdiler:
Ders biter bitmez Defne’nin dedesinin evine gidip saati bulacak, ne olmuşsa geri alacaklardı.

Okul çıkışında Defne, Efe ve her yere peşlerinden gelen sarı tekir kedi Pati, koşa koşa dedesinin evine gittiler. Dede, içeride televizyon izliyordu.

— “Dede, tavan arasına bakabilir miyiz?” diye sordu Defne.
Dede, gözlüklerinin üzerinden baktı:
— “Yine mi? Dikkat edin, eşyaları devirmeyin.”

Tavan arasına çıktıklarında kutu olduğu yerde duruyordu ama saat…
yoktu.

Kutunun içinde sadece birkaç parlayan toz tanesi kalmıştı.

Defne’nin yüzü bembeyaz oldu.
— “Gitmiş… Saat yok…”

O anda tavan arasının köşesinden ince, metalik bir ses geldi:

“Zaman bozulduğunda, Zaman Bekçisi gelir…”

Tozların arasında, ışıklardan örülmüş gibi görünen uzun cübbeli, yüzü belli belirsiz biri belirdi. Elinde parlayan kum saatli bir asa vardı.

Efe’nin ağzı açık kaldı:
— “Bu… film gibi…”

Figür, yumuşak ama yankılı bir sesle konuştu:
— “Ben Zaman Bekçisi Raci. Zamanın Saati’ni kurcaladın, küçük çocuk. Kasabanda sabahlar akşama, akşamlar sabaha karıştı. Ama hâlâ her şey kaybolmadı.”

Defne utançla başını eğdi:
— “Özür dilerim… Sadece daha çok zamanım olsun istemiştim…”

Zaman Bekçisi ona doğru eğildi.
— “Zaman çoğaltılmaz, sadece nasıl kullandığın değişir. Ama hatanı düzeltebilirsin.”

Efe hemen araya girdi:
— “Nasıl düzeltebiliriz? Yardım ederiz!”

Raci gülümsedi.
Asasının ucuyla havayı çizdi ve önlerinde dairesel bir portal açıldı. Portalın içi saat dişlileri, yıldızlar ve kum taneleriyle dolu dönen bir girdap gibiydi.

— “Zaman’ın Koridoru’na gitmeniz gerek,” dedi.
“Orada üç kapı göreceksiniz: Geçmiş, Şimdi ve Gelecek. Her kapıda sizi bir sınav bekliyor. Üçünü de geçerseniz Zamanın Saati’ni toparlayabilir, kasabanızı eski haline döndürebilirsiniz.”

Defne korksa da gözlerindeki merak, korkudan daha güçlüydü.
Efe ise her zamanki gibi heyecanlıydı:
— “Macera zamanı!”

Pati “miyav” diyerek portala ilk adımı attı.

Defne gülümsedi:
— “Bak, Pati bile bizden cesur.”

Ve üçü birlikte Zaman’ın Koridoru’na girdiler.

Koridor, yüzen saat dişlileriyle dolu uzun bir tünel gibiydi. Bazı dişlilerin üzerinde çocukluk fotoğrafları, bazıların üzerinde henüz yaşanmamış anlar parlıyordu.

Karşılarında üç kapı belirdi. Kapıların üzerinde altın harflerle şunlar yazıyordu:

“Geçmiş – Öğrendiğin Şeyleri Unutma”

“Şimdi – Anda Kalmayı Bil”

“Gelecek – Hayal Et, Ama Koşma”

İlk olarak Geçmiş yazan kapıya yöneldiler. Kapıdan adım attıklarında kendilerini Defne’nin daha küçük olduğu bir günde buldular.

Defne, oturma odasında puzzle yapıyordu. Annesi ona:
— “Dışarıda arkadaşların oynuyor, puzzle’ı sonra bitirebilirsin,” demişti.

Ama küçük Defne sinirle:
— “Hayır! Hem oyuna, hem puzzle’a, hem çizgi filme zamanım yok. Hepsini aynı anda istiyorum!” diye bağırmıştı.

Bu sahneyi görünce Defne’nin gözleri doldu.
— “Ben böyle miydim…”

Zaman Bekçisi’nin sesi uzaktan duyuldu:
— “Geçmişini yargılama. Ondan ne öğrendiğini söyle.”

Defne kendine baktı ve fısıldadı:
— “Aslında o gün, sadece birini seçsem her şey daha kolay olurdu. Her şeyi aynı anda yapmaya çalıştım ve hiçbirine yetişemedim.”

Kapının üzerine yazılar değişti:
“DERS: ZAMAN, SEÇİM YAPMAYI ÖĞRETİR.”

Altın bir ışık dalgası, Zamanın Saati’nin kırık bir parçasını Defne’nin eline getirdi.

İkinci kapı, Şimdi.
Kapıdan geçtiklerinde kendilerini okul bahçesinde buldular. Defne, elinde telefon, Efe ise topu ayağında sektiriyordu.

Gerçek zamanla aynı yaşta görünüyorlardı ama “içeriden onları izliyorlardı”. Efe:
— “Hadi Defne, üç pas yapıp gol atalım!” dediğinde, Defne ekrana bakıyordu.
— “Bir saniye, videoyu bitireyim. Bir saniye, bir saniye…”

Top, Defne’nin yanından yuvarlanıp gitmiş, oyun da dağılmıştı.

Defne iç çekti.
— “Ben hep ‘bir saniye’ deyip anı kaçırdım…”

Zaman Bekçisi’nin sesi yine yankılandı:
— “ŞİMDİ, sadece bir kere yaşanır. Ona bakmazsan, fotoğraf gibi silinir.”

Defne başını salladı.
— “Şu anı seçmezsem, zaman beni beklemiyor.”

Kapının üzerinde yeni bir cümle belirdi:
“DERS: ŞİMDİYİ GÖR, ONUNLA OL.”

Zamanın Saati’nin ikinci kırık parçası da Defne’nin eline geldi.

Son kapı: Gelecek.
Kapıyı açtıklarında, hava sisliydi. Uzakta Defne’nin büyümüş hali silik şekilde görünüyordu. Bir sürü yapılacak iş vardı: kitaplar, projeler, planlar… Büyümüş Defne endişeyle:
— “Hepsine yetişemeyeceğim!” diye dolaşıp duruyordu.

Küçük Defne, kendi geleceğini izlerken içi sıkıştı.
Zaman Bekçisi bu kez yanlarında belirdi.

— “Gelecek sana koşarak gelmez, sen adım adım yürürsün. Her adım bir gün, her gün bir seçim. Eğer şimdini güzel doldurursan, gelecek kendini toparlar.”

Defne, büyümüş haline seslendi:
— “Her şeyi aynı anda yapmaya çalışma. Sadece bir sonraki adımı seç. Bir gün bir şey…”

Sis hafifledi. Büyümüş Defne, derin bir nefes alıp sırayla işlerini düzenlemeye başladı. Yüzü rahatladı.

Kapıda yazı değişti:
“DERS: GELECEK, BUGÜNKÜ ADIMLARIN TOPLAMIDIR.”

Zamanın Saati’nin son parçası da ortaya çıkıp Defne’nin elinde birleşti. Parçalar altın ışıkla bir araya geldi ve saat yeniden oluştu.

Zamanın Koridoru yavaş yavaş silinmeye başladı. Raci, saati Defne’ye uzattı.

— “Artık Zamanın Saati’ni yönetebilirsin. Ama unutma: Daha fazla zaman vermez, sana zamanı nasıl kullanacağını hatırlatır.”

Defne, saatin yan düğmesine bu kez çok dikkatli dokundu. Saat nazikçe “tik… tak… tik… tak…” diye normal ritmine döndü.

Bir anda kendilerini yine dedesinin tavan arasında buldular. Pencereden dışarı baktıklarında yağmur artık normal şekilde aşağıya düşüyordu. Kasaba meydanındaki saat kulesi düzgün zamanı gösteriyordu; 16:05.

Efe kahkaha attı:
— “Sanırım derse yetişemeyeceğiz ama olsun, dünya kurtarıldı!”

Defne gülümsedi.
— “Bundan sonra zamanımı seçerek kullanacağım. Oyun zamanı, ödev zamanı, hayal zamanı…”

Pati “miyav” diyerek Defne’nin bacağına süründü. Sanki o da demek istiyordu ki:
— “Bir de kedi sevme zamanı.”

Dede yukarı seslendi:
— “Çocuklar, tavan arasında kaybolmayın ha, akşam çayı hazır!”

Defne, Zamanın Saati’ni kutuya dikkatlice yerleştirdi.
Artık biliyordu:
Zaman, kaçmaya çalışan bir düşman değil, yanında yürüyen bir dosttu. Onu dinler, anı seçerse, hem oyunlarına, hem ödevlerine, hem sevdiklerine yer açabilirdi.

O gece Defne yatağa uzandığında, ilk defa şöyle düşünmedi:
“Keşke zaman dursa…”

Bu kez fısıldadı:
— “Zaman, hadi birlikte yürüyelim.”

Ve gülümseyerek uykuya daldı.



Verilen Mesaj

“Zaman kaçan bir şey değil, seninle yürüyen bir dosttur. Onu akıllıca kullandığında hem oyunlarına, hem hayallerine, hem de sevdiklerine yer açabilirsin.”
Paylaş:

Benzer Hikayeler

Bu hikayeyi beğendiyseniz, bunları da seveceksiniz